Geleceğin Yeni İş Modeli Motivasyonu: Kurum İçi Ve Dışı Girişimcilik

Geleceğin Yeni İş Modeli Motivasyonu: Kurum İçi Ve Dışı Girişimcilik

06 Şubat 2019 Çarşamba, 08:42

Günümüzün hızlı değişen yapısına ayak uydurmak, derinleşen rekabetçi ortamda farklılaşmak ve büyümeyi sürdürebilmek için inovasyon, adeta bir zorunluluk haline geliyor. Teknolojik gücü elinde tutan şirketler birdenbire hizmet verdiğiniz bir sektörde rakibiniz olarak karşınıza çıkıveriyor. Şimdiye kadar geleneksel yöntemlerle çalışan bir şirket, girişimcilerin yarattığı yenilikçi yaklaşımlar ve elde edilen başarılarla nasıl rekabet edebilecek? Bu değişen yapı, şirketleri strateji ve iş modellerinde köklü değişiklikler yapmaya itiyor.

Innosight, 2018 değerlendirmesinde bundan 60 yıl öncesine kadar bir şirketin S&P 500 listesinde kalma süresini 61 yıl olarak belirtirken, 2017’de bu sürenin 22 yıla düştüğünü gösteriyor. Üstelik önümüzdeki on yıl içinde bu listedeki şirketlerin yarısının artık farklı şirketlerle yer değiştireceği öngörülüyor.

Özellikle bu yaratıcı yıkımdan çok sert etkilenenlerin başında perakende sektörü gelirken, hemen ardından finansal hizmetler, sağlık, enerji, seyahat ve emlak alanlarında da yeniden yapılanma konusunda güçlü işaretler olduğu söyleniyor. Bunun nedeni olarak da genellikle geleneksel şirketlerin mevcut iş modellerini yeni pazarlarda uygulamaya devam etmeleri, düşük kârlı segmentlerdeki rahatsız edici, hızlı dönüşen veya öne çıkan rakiplere cevap vermekte yavaş kalıp, çoğu zaman yeni büyüme alanlarına yatırım yapmak için on yıl veya daha uzun süre düşünerek hızlı yatırım yapmamaları belirtiliyor.

Değişim ihtiyacına çözüm olarak kurumlarda ilk denemeler toplam kalite yönetimi ile başladı. Müşteri memnuniyetini odağa alan ürün ve hizmetlerdeki kalite artışı, kurumsallaşmayı desteklese de rakipler tarafından tekrarlanabilir olduğundan istenilen büyük ivme rekabette yakalanamadı. Altı sigma gibi sıfır hata ile çalışma prensipleri de uzun vadede uygulama zorluklarını beraberinde getirdiği için bazı özel nitelikli sektörler dışında pek sürdürülebilir olmadı. Böylece günümüzde inovasyon kavramı daha stratejik bir öneme sahip oldu.

İş hayatında girişimciliğin şirketlerin içine taşınması, sürdürülebilir rekabet avantajı yaratacak duruma geliyor. Bu konunun derinlemesine anlaşılabilmesi için TÜSİAD, Accenture ve Özyeğin Üniversitesi işbirliğiyle “Kurumlarda Girişimcilik ile Değer Yaratmak” rehberini yayınladı. Bu rehber, kavramsal bilinirliği artırmak adına öncelikle inovasyon ihtiyacı doğrultusunda öne çıkan girişimcilik ve kurumsal girişimcilik ile ilgili genel tanımları da ele alarak, kurumlara 100 günlük bir yol haritası sunuyor.

Mevcut ortamda var olan bir işi yönetmeyi ve iyileştirmeyi hedefleyen işletmecilikten farklı olarak, Girişimcinin El Kitabı’nın yazarı Steve Blank girişimciliği “Yeni bir fikri sıfırdan geliştirmeyi ve başarılı ticarileştirmeyi merkezine alması sebebiyle farklı iş modelleri ve yöntemleri ile hareket etmektir” diye tanımlıyor.

Kurumlarda girişimcilik programları tasarlamak ya da kurum içinde girişimcilik kültürünü destekleyecek adımlar atmak, şirketlerde inovasyonu çalışır hale getirmeyi destekleyen önemli çalışmalar olsa da tek başına beklenen etkiyi yaratamıyor. Girişimciliğin şirket tarafından desteklenerek ticarileştirilmesi ve ölçeklendirilmesi önemli.

Dünya genelinde kurum içi girişimcilik faaliyetleri ve kurum dışındaki paydaşlarla işbirliği yapan şirketlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Apple’ın Mac, iPod, iTunes, iPhone ve iCloud ürünleri, Google’ın Gmail, Google Maps, Adwords gibi inovasyonları kurum içi girişimcilik ile hayata geçmiş örnekler.

Şirket bünyesindeki yeni fikirler, Ar-Ge ve ticarileştirme süreçlerindeki elemeden geçerse ya şirket bünyesinde hayata geçiriliyor ya da pazara sunuluyor. Bu süreç fikrin oluşturulmasından pazara sunulmasına kadar çalışanlar tarafından yürütüldüğünde kurum içi girişimcilik, şirket birimleri tarafından yürütüldüğünde şirket içi inovasyon (Ar-Ge vb), şirket dışından işbirlikleriyle yürütüldüğünde de kurum dışı girişimcilik olarak adlandırılıyor.

Kurum içinde girişimcilik yapan kurumlar yeni fırsat ve fikirleri şirket kaynaklarını kullanarak girişimci felsefesi ve çalışma biçimi ile şirket içinde hayata geçiriyorlar. Bu çalışmalar Ar-Ge gibi birimler kurmak veya teknolojik gelişimi desteklemekten öte çalışanlardan girişimcilik becerilerini şirketin iş ve inovasyon stratejisi ve hedeflerine katkıda bulunacak şekilde kullanmasını bekliyorlar. Çalışanlar için şirket içinde oluşturulacak test ortamı ise yeni fırsatların keşfedilmesine imkân tanıyor. Böylece bu yetkinliklerin kurum içinde yaygınlaşması ve kültürün değişimine odaklanıyorlar.

Girişimcilik dönüşümüne adım atmış kurumların inovasyon stratejisini belirlemesi ve ayrı bir bütçe ayırması büyük önem taşıyor. Bu yatırımın odak alanı; şirketin geleceğini etkileyeceği düşünülen, takip edilmesi ve gelişim sağlanmasına karar verilen konu başlıklarını temsil ediyor.

Kurum dışında geliştirilen işbirlikleri ise üniversiteler, Ar-Ge merkezleri, araştırma kurumları, startup’lar, tedarikçi veya taşeronlar, başka şirketler ve hatta şirketin kendi müşterileri yoluyla olabiliyor. Böylelikle kendilerine fayda sağlayabilecek yeni fikir, yöntem, işgücü ve teknolojiyi dış kaynaklardan temin edebiliyorlar. Bu açık modeli benimseyen şirketler başarılı girişimleri şirket bünyesine dahil ederken, kendi içinde doğan başarılı fikirlerin de şirket dışına çıkmasına izin veriyor. Bu noktada fikri mülkiyet hakları da paylaşılır hale geliyor.

Kurumların dışarıdaki girişimlerle işbirliği oluşturmasına yönelik bir diğer yöntem de kurumsal girişim sermayesi olarak karşımıza çıkıyor. Kurumlar, hâlihazırda geliştirilmiş ürünü bulup büyümekte olan girişimlere yatırım yoluyla destek oluyor ve hatta satın almalara kadar gidiyor. CB Insights araştırması piyasada önde gelen on teknoloji şirketinin (Apple, Google, Microsoft, Facebook, Amazon, GE, Oracle, Intel, Cisco Systems, IBM) 2013’ten itibaren toplam 433 adet startup’ı satın aldığına dikkat çekiyor.

Bu konuda ülkemizde Türkiye İş Bankası, Zorlu Holding gibi örneklere rastlamamıza rağmen asıl kritik konu, startup’lara girişim sermayesi ile yatırım yapan kurumların bu şirketlerin çoğunluk hissesine sahip olma arzusu. Bu durum, yeni fikirleri geliştiren küçük girişimcinin aniden kurumsal hayatta bir çalışan haline dönüşmesine ve geliştirebileceği yaratıcı fikirlerin sermaye odağında küçülmesi ve yok olması riskini taşımasına sebebiyet verebiliyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz